Çayın sağlığa yararları yüzyıllardır bilinse de bu konuda yapılan bilimsel çalışmaların geçmişi yaklaşık 30 yıl öncesine dayanmaktadır.

Çayın yapısında bulunan antioksidan bileşenler olan flavanoidlerin çaydaki miktarı, çayın türüne ve hazırlanmasına göre değişmekte, bu yönüyle de sağlığımızı yakından ilgilendirmektedirler. Çayın fizyolojik ve farmakolojik etkileri, üretim sırasında gördüğü işlemler, üretim teknolojisi, yaprak kompozisyonu, depolama süresi ve koşulları ile üretildiği yere bağlı olarak değişmektedir. Çay, yapısında bulundurduğu antioksidan etkili flavanoidler ile sağlığın korunmasındaki olumlu katkılarının yanı sıra, ülkemizde hazırlanışı ve bulunması kolay bir içecek olması, tüketiminin yüksek olması, iyi bir sıvı kaynağı olması ile beslenmemizde önemli bir yer tutmaktadır.

Çayda bulunan epigallokateşin (EGK) ve epigallokateşin 3-gallat (EGCG) çok sayıda OH grubu içeren polifenolik bileşiklerdir. Fenolik bileşikler antimutajenik, antikarsinojenik, antioksidan, antienflamatuar ve antialerjik özellikleri ile insan sağlığı üzerine olumlu etkide bulunurlar. Son yıllarda yapılan çalışmalar fenolik bileşiklerin antioksidan etkisi üzerinde yoğunlaşmaktadır. Çayın sağlık üzerine olumlu etkilerinin de antioksidan aktivitelerinden kaynaklandığı düşünülmektedir.

Çay tarlası

Çay potasyum ve flor mineralleri için de önemli bir kaynaktır. Potasyum öncelikle sinir iletiminde, kas kontraksiyonunda, kan basıncının düzenlenmesinde ve vücudun sıvı dengesinin sağlanmasında görevlidir. Açık çay, içerdiği potasyum nedeniyle kusma ve ishal durumlarında düzenleyici etki göstererek iyileşmeye yardımcı olur.
Çayın yapısında bulunan kafeinin ayrıştırılmasıyla hazırlanan kafeinsiz çayda normal siyah çaya oranla daha az flavanoid bulunurken, bitki çayları flavanoid içermemektedir. Flavanoidlerden en zengin olan çay çeşidi demlenmiş sıcak çaylar (541-692µg/mL), en sınırlı olan çay çeşidi ise instant çay olarak bilinen öz çaydır. Kanıta dayalı çok sayıdaki araştırma, gerek yeşil çayın gerekse siyah çayın yapısında bulunan polifenolik bileşiklerin, kalp damar hastalıkları, hipertansiyon, mide, kolon kanserleri ve antienflamatuar hastalıklara karşı koruyucu ve kemik yoğunluğu düzenleyici etkileri olduğunu göstermektedir. Ayrıca özellikle yeşil çayın vücut yağ dokusu artışını, yağ emilimini ve besin alımını azaltarak ağırlık kontrolü üzerinde olumlu etkileri olduğu ve obezite gelişimini engellediği de bilinmektedir.

Yapılan bir çok çalışma artan çay tüketimine bağlı olarak kardiyovasküler kalp hastalıklarının azaldığını gösterse de, bazı spesifik çalışmalarda coğrafi farklılıklara da bağlı olarak koroner kalp hastalıkları ve kalp krizi riskinin azalması, çay tüketiminin fazla oluşu ile tam olarak ilişkilendirilememektedir. Yeşil çayın Çin tıbbında hipotansif etkileri olduğu yıllardır kabul görse de hem yeşil hem de siyah çay için bunun aksini gösteren çalışmalar da bulunmaktadır. Bu farklılık, coğrafik olabileceği gibi, sosyal sınıf, BKI (Beden Kütle İndeksi=Ağırlık (kg)/Boy²(cm²)), sağlıklı yaşam tarzı, sigara tüketimi, yüksek vücut yağ oranı, alkol ve aşırı kahve tüketimi gibi toplumlara ve bireylere bağlı farklılıklardan da etkilenmektedir. Buna göre hem yeşil hem de siyah çayın koroner kalp hastalıklarına risk oluşturan diğer faktörlerin önlenmesine bağlı olarak yararlı ve koruyucu olduğu söylenebilir.

Çay İçmek Kansere Neden Olur Mu?

Yeşil ve siyah çay üzerinde yapılan kanser araştırmalarında çay tüketiminin tek başına kansere neden olabileceğine ilişkin her hangi bir sonuca varılmadığı gibi, günlük diyete en az 1 en fazla 3 fincan (1 fincan = 240 mL) yeşil veya siyah çay eklenmesinin bazı kanser türlerinin oluşum risklerini azaltmada etkin olabileceği belirtilmiştir.
Özellikle siyah çayın yapısında bulunan bazı bileşiklerin, besinlerle alınan demir oranını olumsuz yönde etkileyip etkilemediği uzun yıllar önemli bir tartışma konusu olmuştur. Ancak çocuklar ve yaşlılar gibi özel gruplar üzerinde de yapılan son 20 yıllık çalışmalar göstermiştir ki, demir eksikliği olan bireylerin, yemeklerle birlikte çay tüketmemesi, hamile kadınların, çocukların ve yaşlıların demir yetersizliği risk grubunda olmaları nedeniyle dikkatli olmaları ve günde 6-8 fincanı aşmamaları önerilmektedir.

En çok tüketilen çay çeşitleri siyah ve yeşil çaydır.

Çayın olumlu etkilere sahip olduğu uzun süredir bilinmektedir. Çayın bu olumlu etkileri, çay içen kişiyi rahatlatıp gevşetirken aynı zamanda zinde ve uyanık kalmasına da yardımcı olmaktadır. Çayın duygu durumu üzerindeki olumlu etkilerinin temelinde çayda bulunan doğal bir bileşik olan L-teanin’in yattığı düşünülmektedir. L-teanin çayda bulunan bir aminoasittir ve çayın dışında doğada ender olarak bulunmaktadır.

Bugüne kadar yapılan çalışmalar tüketim oranı daha yüksek olan yeşil ve siyah çayın çeşitli hastalıklarla ilişkilerini ortaya koysa da birçok hastalığın önlenmesindeki kesin etkileri henüz bilinmediğinden önerilen miktarların belirlenmesi de zorlaşmaktadır. Ancak kalp hastalıklarının önlenmesi için günde en az üç fincan, plazma antioksidan kapasitesini arttırmak için 1-6 fincan tüketiminin yararlı olduğu ve vücuttaki demir oranını dengede tutabilmek için de günde sekiz fincanın altında siyah çay tüketilmesi gerektiği belirlenmiştir. Çayın günlük tüketim miktarının fazla olması bazı olumsuzlukları da ortaya çıkarabilir. Bunlardan biri, bazı içeceklerde olduğu gibi çayda da doğal olarak bulunan kafeinin, günlük önerilen tüketim düzeyinin (300 mg/gün) üstünde alınmasıdır. Bu durum diüretik etki yaparak vücut sıvı dengesini bozabilir, koordinasyonun dağılmasına, sinirlilik, uykusuzluk ve çarpıntı oluşmasına neden olabilir.

 

Hoşunuza gidebilir