Fotoğraf: Freepik

Kemikleriniz yıllarca sessizce inceliyor olabilir — siz farkına bile varmadan. Bir düşme, sıradan bir çarpma ve birden bir kırık. 50 yaş üstü kadınların yarısına kadarında görülen bu tablo, çoğu zaman daha önce fark edilebilecek bir sürecin sonucudur. Oysa kemik yoğunluğu taraması genellikle kadınlar için 65 yaşında başlatılır. Bu, kemik kaybının çoktan hız kazanmış olabileceği bir yaştır.

Kansas Üniversitesi Tıp Merkezi ortopedik cerrahi ve spor hekimliği profesörü Dr. Kim J. Templeton, kemik kitlesinin yaklaşık 35 yaşında zirveye ulaştığını ve bundan sonra azalmaya başlayabileceğini vurguluyor. Menopoz bu kaybı belirgin biçimde hızlandırır; düşen östrojen seviyeleri nedeniyle kadınlar geçiş döneminin on yılı boyunca yılda yüzde 1 ila 2 oranında kemik kitlesi kaybedebilir.

ABD Koruyucu Hizmetler Görev Gücü‘nün tarama için 65 yaşını önermesinin nedeni, bu yaşa gelindiğinde toplumun yeterince büyük bir kesiminin osteoporoz geliştirmiş olmasıdır. Ancak uzmanlar, pek çok yaşam tarzı, sağlık ve genetik faktörün bu eşiğin çok öncesinde riski artırabileceği konusunda hemfikir. Aşağıdaki 7 işaretten herhangi biri sizin için geçerliyse, yaşınızdan bağımsız olarak hekiminizle DEXA taraması(kemik yoğunluğu ölçümü) hakkında konuşmanız önerilir.

1. Küçük bir travmayla kemik kırdınız

Gündelik bir hareket ya da hafif bir çarpma sonucunda kırık oluştuysa bu, kemik yoğunluğunuz hakkında önemli bir sinyal olabilir. Dr. Templeton, yetişkinlikte kemiklerin küçük darbelerle kırılmaması gerektiğini belirtiyor. Bu durum özellikle birden fazla kez yaşandıysa, DEXA taraması için hekiminize başvurmanız önerilir.

2. Yakın aile üyeniz genç yaşta osteoporoz geliştirdi

Genetik, kemik sağlığında belirleyici bir rol oynar. Anne, baba veya kardeşiniz 40’lı ya da 50’li yaşlarında osteoporoz tanısı aldıysa, sizin de benzer bir genetik yatkınlığa sahip olabileceğinizi göz önünde bulundurmanız gerekir. Osteoporozun en yaygın belirtilerinden biri kalça kırığıdır; bu nedenle aile hikayenizi hekiminizle paylaşmanız önemlidir.

3. 45 yaşından önce menopoza girdiniz

Erken menopoz, kemikleri koruyan östrojenden daha uzun süre yoksun kalmak anlamına gelir. Bu durum bazen kendiliğinden gelişebileceği gibi, endometriozis veya kanser tedavisinde kullanılan yumurtalık baskılayıcı ilaçlar ya da yumurtalıkların cerrahi olarak alınması sonucunda da ortaya çıkabilir. Her durumda kemik kaybı riski artmaktadır.

Magnezyum da kemik sağlığında kritik bir mineral olarak öne çıkıyor. Magnezyum eksikliğinin 5 göstergesi hakkındaki yazımız, bu konuda farkındalık kazanmanıza yardımcı olabilir.

4. Uzun süreli kortikosteroid kullanıyorsunuz

Lupus, romatoid artrit, astım veya iltihaplı bağırsak hastalığı gibi kronik rahatsızlıklar nedeniyle aylarca ya da yıllarca kortikosteroid (prednizon gibi) kullananlar için kemik sağlığı önemli bir risk alanıdır. Dr. Templeton, bu ilaçların kemik dokusu oluşturma ve koruma kapasitesini olumsuz etkileyebildiğini belirtiyor. Ayrıca söz konusu hastalıkların yarattığı kronik iltihaplanma da kemikleri zayıflatabilir; bağırsak hastalıklarında kalsiyum ve D vitamini emiliminin bozulması bu riski daha da artırır.

5. Karaciğer veya böbrek hastalığınız var

Her iki organ da D vitamini metabolizmasında kritik bir rol üstlenir. Bu organlar işlevini tam yerine getiremediğinde, vücudun besinlerden kalsiyum emme kapasitesi azalır. Bunun ötesinde böbrek yetmezliğinde fosforun yeterince filtrelenememesi kandan kalsiyum çekebilir; karaciğer hastalığında ise kemik oluşumu için gerekli olan insülin benzeri büyüme faktörünün üretimi düşer.

6. RED-S veya yeme bozukluğu geçmişiniz var

Sporda göreli enerji yetersizliği (RED-S) olarak bilinen durum, özellikle yoğun antrenman yapan kadın sporcularda görülür. Harcanan enerjiyi karşılayacak kadar kalori alınmadığında vücut ağırlığı belirgin biçimde düşer ve kemikler bu yükü taşır. Yeme bozukluklarında da benzer bir tablo gözlemlenir. Her iki durumda da kemik yoğunluğu erken dönemden itibaren olumsuz etkilenebilir.

7. Kısa sürede önemli miktarda kilo verdiniz

Diyet değişikliği, GLP-1 ilaçları veya bariatrik cerrahi yoluyla gerçekleşen hızlı ve önemli kilo kayıpları kemik sağlığını etkileyebilir. Araştırmalar, vücut ağırlığının her yüzde 10’unun kaybedilmesiyle birlikte kemik kitlesinin yüzde 1 ila 2 oranında azalabileceğine işaret ediyor. Bunun temel nedeni, vücut ağırlığının azalmasıyla kemikler üzerindeki yükün düşmesi ve yeni kemik hücresi üretiminin yavaşlamasıdır.

Kemik yoğunluğunuz düşükse ne yapmalısınız?

DEXA taraması, kemik yoğunluğunu ölçen non-invazif ve düşük radyasyonlu bir görüntüleme yöntemidir. Tarama sonucunda kemik yoğunluğunuzun yaşınıza göre düşük olduğu tespit edilirse (osteopeni), hekiminizle birlikte nedenini değerlendirmeniz gerekir. Genetik yatkınlık, bilinen bir sağlık durumu, hızlı kilo kaybı ya da uzun süreli sigara ve alkol kullanımı bu nedenlerin başında gelebilir.

Kemik kaybı riski taşıyanlar veya DEXA sonuçları olumsuz çıkanlar için uzmanların önerdiği pratik adımlar şunlardır:

    • Sigara ve aşırı alkol kullanımından kaçının.
    • Kalsiyum, D vitamini ve protein alımını artırın.
    • Yürüyüş, dans veya kuvvet antrenmanı gibi ağırlık taşıyan egzersizleri rutininize ekleyin.
    • Denge egzersizleri yaparak düşme riskini azaltın.
    • Menopoza yaklaşıyorsanız, kemik koruyucu östrojen düzeylerini desteklemek için hormon tedavisini hekiminizle değerlendirin.
    • Risk faktörleriniz fazlaysa veya DEXA sonuçlarınız kötüyse, hekiminiz kemik kaybını yavaşlatmak için ilaç tedavisi önerebilir.

Dr. Templeton’ın da belirttiği gibi, riski erken fark etmek müdahale seçeneklerini artırır. Kemik kaybını ne kadar erken tespit ederseniz, kırıkları önlemek için o kadar fazla zamanınız olur.

Bu sitede yer alan içerikler yalnızca bilgilendirme amaçlıdır. Tıbbi bir tavsiye, teşhis veya tedavi yerine geçmez. Sağlık durumunuzla ilgili her türlü sorunuz için mutlaka doktorunuza veya profesyonel bir sağlık kuruluşuna danışın.

KaynakSELF
Bu habere emoji ile tepki ver

Ebru, uzun yıllardır dijital yayıncılık, içerik editörlüğü ve haber yazımı alanlarında çalışan bir editördür. Kariyeri boyunca çeşitli yayın organlarında görev almış; farklı hedef kitlelere yönelik içeriklerin hazırlanması, düzenlenmesi ve yayın süreçlerinin yönetiminde aktif rol üstlenmiştir. Özellikle yaşam, sağlık, kültür ve gündelik hayata odaklanan içeriklerde sade, güven veren ve okunabilir bir editoryal dil benimser. Doğruluk, kaynak hassasiyeti ve içerik kalitesini ön planda tutan Ebru Çelik, hem güncel yayın akışına uygun metinler hem de uzun soluklu dijital içerikler üzerinde çalışmaktadır.
Hoşunuza gidebilir
youtube banner